Neden+Ben+Konuşamıyorum+İngilizce?
Türkiye'de bir çok iyi eğitim görmüş öğrencilerin bile genelde dil
konusundaki en büyük sorunu şudur : “İngilizce anlayabiliyorum ama
konuşamıyorum”. Peki, bu olay insanların kendi yeteneklerinden kaynaklanan noksanlıktan
mı acaba? Yoksa günümüze kadar aldığımız yanlış eğitimden mi kaynaklanıyor?
Sorunun cevabına soruyla gidelim: Türkçeyi nasıl öğrendik peki?
Çocukluk yıllarınızda ( algılayabilme yıllarında) ebeveynleriniz
karşınıza geçmiş zaman, geniş zaman, edatlar veya zamirlerle mi çıkıverdi? Elbette
hayır. Siz dili doğal yollarla öğrenmediniz mi. Yani, şuan bile konuşurken
kurguladığınız yüzlerce gramer harikası cümlelerin dilbilimsel yönüyle alakalı
hiç bir fikriniz olmayabilir. Örneğin: "Geçen gün arkadaşım bir anda
çıkageldi" veya "Esra da partiye gelecekmişmiş" ya da "Peki
sen anlatılan konuyu anlamışmıydın?" gibi cümleleri küçük bir çocuğa kullandığınız
takdirde dahi zoruk çekmeden anlayabilir Türkiye'de, ancak bu cümlelerin
ingilizcesini bir çok 10 yıl İngilizce görmüş öğrenci oluşturamıyor rahatlıkla.
Neden mi? Tabiri caizse ben buna “Simple Present Tense Sendromu” diyorum.
Simple Present Tense
Sendromu
Türkiye'de İngilizceyi öğretirken yapılan en büyük hatalardan biri
de hocanın sınıf dersine başladığı zamanlarda tahtaya yazdığı" Simple
Present Tense" başlığıdır. O yazı tahtada yerini aldığı andan itibaren
öğrenci gramatik olarak düşünmeye ve konuşmaya başlar. Yani, basit bir cümle
olan " Dün gece neden bize gelmedin?" artık sizin için şöyle bir hal
almıştır:
Dün = Yesterday
Dün gece = Yesterday+night
Neden = Why?
Gelmek = Come
Cümle geçmiş olduğunudan;
Gelmek (İkinci hali*) Came
Ancak soru olduğundan;
“Did*”
veya “didn't*” kullanılması
gerektiğinden gelmek yine
come kalacak
“gelMEdin” derken fiilde olumsuz bir soru yapısı var, o
halde:
“didn't*”
olacak
Perfect tense olamaz çünkü "Geçen gece" tabiri kullanılmış
Geçmişte zamanı belli olan durumlarda
"Past Simple*" kullanılır
çünkü,
O halde cümlemizin son hali:
Yesterday night why didn't come?
Bu da olmadı, çünkü birebir türkçeden
çeviri yaptık şimdi ne olacak peki ?
Önce WH-*
gelir soru halinde, sonra Yardımcı fiil, sonra zamir gelir sonra da fiil gelir,
sonra nesne vs vs.
Yani cümlemizin son hali şu şekilde
olacaktır:
Why didn't you come yesterday night?
İşte biz sonradan öğrendiğimiz bir dili bu şekilde konuşmaktayız.
Tüm bunları ölçüp tarttıktan sonra ancak basit bir cümle yapısını ortaya
çıkarabiliriz. Çünkü malesef bu şekilde öğrendik İngilizceyi. Peki eğer bir
dili öğrenmenin esas yöntemi buysa ve bu doğru ve kanıtlanmış bir yöntemse
neden biz çocukluk yıllarında Türkçe’yi öğrenirken bu yöntemi kullanmayıp en
başından işin tekniğini (gramerini) öğrenmedik ki? İyi ki kullanmamışız, çünkü
şu an Türkçe’yi de kullanamıyor olacaktık ne yazıkkki... Yukardaki örnek
durumun tam tersini düşünün yeter!
Bir çoğumuz için şöyle bir durum da vardır:
“Ben İngilizceyi anlıyorum ama
konuşamıyorum. Tüm gramer konularına hakim olmama rağmen hala konuşamıyorum.
Demekki en büyük eksiğim kelime. Kelime bilsem olay biter.
Hayır bu da çözüm değil malesef. Çünkü şu soru geliyor aklımıza:
Türkçe'de günde ortalama kaç kelime konuşuyoruz peki?
Dilimizde 1998'te çıkarılan sözlüğe göre 75000 kelime vardır.
Türkçe dehası bile olsanız bu kelimelerin tümü ne bilirsiniz ne de
kullanırsınız gün içerisinde. Zaten günlük konuşma dilinde 200 tanesini bile
kullansanız rahat bir şekilde kendinizi ifade edersiniz hatta derin bir
muhabbete dahi dalabilirsiniz. Ancak bizim ingilizce öğrenen öğrenciler 1000
kelime ezberler ama bunun 20 tanesini akıcı konuşarak kullanamaz, çünkü her
zaman gramer engeline takılırlar.
Yani İngilizce konuşma becerimizin engeli kelime de değildir. Çünkü
ezberlediğimiz kelime sayısı günlük hayatta konuşabilme seviyemizin artması
anlamına gelmez.
Çözümü var mı peki?
-
İngilizce
konuşulurken fazla düşünmeden hareket etmeniz gerekmektedir. Zira siz
düşündükçe zaman kaybedersiniz ve kurgulayacağınız cümle her ne kadar basit de
olsa sizin için karmaşıklaşır ve imkansız bir hale gelir, yukarda da belirtmiş
olduğum gibi.
-
İngilizceyi
öğrenirken bahane aramak yerine her zaman çözüm yolu bulmaya çalışın. İngilizce
dünyanınn en kolay dilidir unutmayın. Nedeni ise günlük hayatımızda her zaman
bulunuyor olması ve aynı zamanda dünya dili olmasıdır.
-
Dinlediğiniz
şarkılar, seyrettiğiniz filmler ve dizilerin hemen hemen hepsi İngilizce değil
midir? Bunları dinlerken siz farkında olmadan aslında ingilizce dinleme kabiliyetinizi
geliştirmektesiniz, çünkü ingilizce yazıldığı gibi okunan bir dil değildir, siz
de bir şeyi dinlerken veya seyrederken duyduklarınız size kelimelerin okunuşu
hakkında büyük ölçüde yardımcı olur. Zaten ingilizceyi anlıyorum ama
konuşamıyorum ibaresi bu yüzdendir. Çünkü “listening” kabiliyetinizi
geliştirirsiniz izlediğiniz filmler ve dinlediğiniz şarkılar sayesinde.
-
Bunların
yanında, dinleme ve yazma kabiliyetni geliştirmenin daha etkili yolu ise daha
önce izlemiş olduğunuz bir filmi (İzleyip tamamen anladığınız bi film) tekrardan ingilzce altyazı ve sesle izlemektir.
Bu şekilde hem duyuyorsunuz hem de duyduklarınızın yazılı yansımasını ekranda
görüyorsunuz. Yani duyduğunuz kelime nasıl yazılmış anında karşınızda
çıkıveriyor. Tüm bunları yaparken de aynı zamanda eğleniyorsunuz. Film
konusunda daha çok güncel filmleri izlemeye çalışın, güncel derken modern
olması önemli. Yani modern ingilizce kullanılması önemlidir. çünkü tarihi bir
dizi veya filmi izlerken kafanız karışabilir, zira kullanılan ingilizce de
gerçekçi olması bakımından eski ingilizce olabilir. Örnek "Spartacus"
dizisi.
-
Akıcı
ingilizce konuşmanınn kilit noktası grameri az bilmekten geçer. Evet doğru
duydunuz, gramere daha az önem verin şayet amacnız ingilizce konuşmaksa. Siz
önce ingilizceyi konuşun, grameri sonra kendi başınıza bile
öğrenebilirsiniz.
“Peki
ingilizceyi ben gramer bilmeden konuşabilir miyim? gramer, zamanlar, cümle
yapısı vs. almadan nasıl konuşurum peki?”
-
İngilizceyi
bir çocuk gibi öğrenmeniz gerekir. Etrafınızdaki obje isimlerini ezberleyin, ya
da evinizde her objenin üzerine ingilizcesini yazın, bu size ingilizcede temel
kelime bilgisini kazandıracaktır. Bunların yanında kelime kartları oluşturup
kelimeleri bir kutuda tutup o şekilde ezberlemeye çalışın. Unutmayın, tüm bu
kelimeleri hemen her gün kullanmak zorundasınız yoksa doğal olarak hepsi
unutulur, sonuçta ezbere dayalı kelimeler sonsuza kadar akılda kalamaz. Bu
sadece İngilizcede değil, Türkçede de böyledir. Bir dili ezberleyemezsiniz,
matematik formülü gibi ezberlemeye kalktığınızda size matematik etkisi yapar. Nasıl
mı? Matematiği çok iyi bir insan bir çok formül kural ezberlemiştir ancak
bunları kağıt üzerinde haledebilir sadece, zira konuşma esnasında birine bir
algoritma sorarsanız sonucu kendi gözlerinizle görebilirsiniz. İngilizce’yi de
gramer bazlı öğrenmek aynen böyledir, her şey kağıt üzerinde kolaydır...
Sonuç olarak, Türkiye’de sadece ingilizce değil diğer diller de
aynı metodla öğretildiği için genelde dil öğrenmenin mümkün olmasını bir yana
bırakın dil öğrenimi yapılan ortamlara bile girmez olan bir toplum
oluştururmaktadır. Çağdaş toplum insanları aşağı yukarı toplanırsa 10-15 yıl
boyunca İngilizce öğrenmektedir ancak ne yazık ki okul bitiminde kursa
başlandığı zaman ya başlangıç “Elementary” ya da başlangıç üstü “Pre-intermediate”
öğrencisi olarak derslere başlamaktadır. Bu sorunu daha fazla yaşamamak için, siz
siz olun, dili doğal bir yöntemle öğrenin ve öğretin.
“Bir dili konuşmak o dilin gramer
yapısının çok iyi derecede bilmekle ölçülemez, bir dil için gramer sadece
teknik bir konudur, ve öğrenilmese de o dil konuşulur.”