20 Ekim 2013 Pazar

Yurtdışında Staj ve Dil Eğitimi

Yurtdışına gitmek için alınan yabancı dil kursu genelde konuşma odaklı olmalıdır, çünkü hedef ülkede insanlarla anlaşabilmek için İngilizceyi Intermediate(Orta) seviyede konuşmak, yurtdışına gidecek öğrenciye en azından iletişimde gereken kolaylığı sağlayacaktır. Discover Dil Okulları ve Yurtdışı Eğitim olarak da bizim hedefimiz, öğrencimizi yurtdışına göndermeden önce gidilen ülkenin dilini ya da İngilizce bilgisini yeterli seviyeye ulaştırıp ileriki hayatında kişiye kolaylık sağlamaktır.

Türkiye’de ne yazık ki temel İngilizce eğitimi genelde gramer bazlı olduğu için, Türk insanı yurtdışında konuşma konusunda büyük zorluklar çekmektedir. Discover English ekibi olarak bu konuda yaşanan zorluklara son vermek en büyük amacımızdır.


Neden Yurtdışında Okumalıyım?

İnsanların hayatına yön verecek ve geleceğini belirleyecek bir adım olduğu için üniversite eğitimi artık bir şart olma konumuna gelmiştir. Türkiye’de Vakıf Üniversiteleri günümüzde yüksek fiyatlar talep etmektedir ve bu fiyatlar yurtdışıyla karşılaştırılınca aslında yurtdışında eğitimin gerçek anlamda mantıklı bir adım olduğunu görmekteyiz. Birçok öğrencinin YGS veya LYS gibi sınavlardan belirli puanları alıp hayal ettikleri üniversitelerde okuma şansları bazen çok düşük olabiliyor ve öğrencilerin de büyük bir kısmı bu konuda hayal kırıklığına uğruyor. İşte yurtdışı eğitimi öğrencilere bu sınavlara girmeden istedikleri bölümlerde okuma şansı veriyor. 
-          Öncelikle yurtdışında okumak size dil kazandırır. Gideceğiniz ülke anadiliniz dışında bir dil konuştuğu için siz mecburen yabancı dilinizi devreye koyarsınız ve dildeki gelişiminiz için önemli bir adım atmış olursunuz.
-            Farklı kültürleri tanırsınız ve arkadaş ortamınız genişler. Tanıdığınız her insan size farklı bilgiler ve duygular yaşatacağı için hayat konusunda tecrübeniz de artmış olur.
-          Yurtdışında okumanın bedeli genelde Türkiye’de eğitime ödediğiniz ücretlere eşittir.
-          Yurtdışında birçok üniversitenin YÖK denkliği vardır. Yök denkliği olan üniversiteler listesi için tıklayınız.
-          Hangi liseden mezun olduğunuzun bir önemi olmadan üniversiteye başlayın… Geniş bölüm seçenekleriyle hayalini kuruduğunuz bölümden mezun olun.
-          Türkiye’de öğrencilerin üniversiteye giriş için zorunlu tuttuğu LYS, YGS vs. sınavlarına girme zorunluluğu yoktur.
-          Sınavların belirlediği puanlara göre değil kendi sevdiğiniz bölümü okuma hakkınız olduğu için mesleğinizde daha başarılı olursunuz.
-          Puan yetersizliği nedeniyle istemediğiniz bir üniversitede veya bölümde okumanıza gerek yoktur.
-          Yurtdışında genellikle lisans eğitim dönemi 3 yıl olup yabancı dilde yeterli olmayan öğrenciler için verilen hazırlık da 1 yıldır.
-          Türkiye’de diplomaya sahip olursunuz ve tek artı genelde bu olur. Yurtdışında ise diploma+çok iyi yabancı dil+ iyi bir iş ve kazanç.
-          YÖK denkliği olan bir üniversiteden mezun olunduğunda beğenmediğiniz takdirde yüksek itibar ile Türkiye’de bir üniversitende mezunmuş gibi Türkiye’de de diplomanızı kabul ettirebilirsiniz.

3 Ekim 2013 Perşembe

Neden İngilizce Konuşamıyorum ?

Neden+Ben+Konuşamıyorum+İngilizce?


Türkiye'de bir çok iyi eğitim görmüş öğrencilerin bile genelde dil konusundaki en büyük sorunu şudur : “İngilizce anlayabiliyorum ama konuşamıyorum”. Peki, bu olay insanların kendi yeteneklerinden kaynaklanan noksanlıktan mı acaba? Yoksa günümüze kadar aldığımız yanlış eğitimden mi kaynaklanıyor? Sorunun cevabına soruyla gidelim: Türkçeyi nasıl öğrendik peki?

Çocukluk yıllarınızda ( algılayabilme yıllarında) ebeveynleriniz karşınıza geçmiş zaman, geniş zaman, edatlar veya zamirlerle mi çıkıverdi? Elbette hayır. Siz dili doğal yollarla öğrenmediniz mi. Yani, şuan bile konuşurken kurguladığınız yüzlerce gramer harikası cümlelerin dilbilimsel yönüyle alakalı hiç bir fikriniz olmayabilir. Örneğin: "Geçen gün arkadaşım bir anda çıkageldi" veya "Esra da partiye gelecekmişmiş" ya da "Peki sen anlatılan konuyu anlamışmıydın?" gibi cümleleri küçük bir çocuğa kullandığınız takdirde dahi zoruk çekmeden anlayabilir Türkiye'de, ancak bu cümlelerin ingilizcesini bir çok 10 yıl İngilizce görmüş öğrenci oluşturamıyor rahatlıkla. Neden mi? Tabiri caizse ben buna “Simple Present Tense Sendromu” diyorum.  

Simple Present Tense Sendromu

Türkiye'de İngilizceyi öğretirken yapılan en büyük hatalardan biri de hocanın sınıf dersine başladığı zamanlarda tahtaya yazdığı" Simple Present Tense" başlığıdır. O yazı tahtada yerini aldığı andan itibaren öğrenci gramatik olarak düşünmeye ve konuşmaya başlar. Yani, basit bir cümle olan " Dün gece neden bize gelmedin?" artık sizin için şöyle bir hal almıştır:

Dün = Yesterday
Dün gece = Yesterday+night
Neden = Why?
Gelmek = Come

Cümle geçmiş olduğunudan;
Gelmek (İkinci hali*) Came

Ancak soru olduğundan;
Did*” veya “didn't*” kullanılması gerektiğinden gelmek yine come kalacak
“gelMEdin” derken fiilde olumsuz bir soru yapısı var, o halde:
“didn't*” olacak

Perfect tense olamaz çünkü "Geçen gece" tabiri kullanılmış
Geçmişte zamanı belli olan durumlarda "Past Simple*" kullanılır çünkü, 
O halde cümlemizin son hali:
Yesterday night why didn't come? 

Bu da olmadı, çünkü birebir türkçeden çeviri yaptık şimdi ne olacak peki ?

Önce WH-* gelir soru halinde, sonra Yardımcı fiil, sonra zamir gelir sonra da fiil gelir, sonra nesne vs vs.
Yani cümlemizin son hali şu şekilde olacaktır:
Why didn't you come yesterday night?


İşte biz sonradan öğrendiğimiz bir dili bu şekilde konuşmaktayız. Tüm bunları ölçüp tarttıktan sonra ancak basit bir cümle yapısını ortaya çıkarabiliriz. Çünkü malesef bu şekilde öğrendik İngilizceyi. Peki eğer bir dili öğrenmenin esas yöntemi buysa ve bu doğru ve kanıtlanmış bir yöntemse neden biz çocukluk yıllarında Türkçe’yi öğrenirken bu yöntemi kullanmayıp en başından işin tekniğini (gramerini) öğrenmedik ki? İyi ki kullanmamışız, çünkü şu an Türkçe’yi de kullanamıyor olacaktık ne yazıkkki... Yukardaki örnek durumun tam tersini düşünün yeter!

Bir çoğumuz için şöyle bir durum da vardır: 

“Ben İngilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum. Tüm gramer konularına hakim olmama rağmen hala konuşamıyorum. Demekki en büyük eksiğim kelime. Kelime bilsem olay biter.

Hayır bu da çözüm değil malesef. Çünkü şu soru geliyor aklımıza:

Türkçe'de günde ortalama kaç kelime konuşuyoruz peki?

Dilimizde 1998'te çıkarılan sözlüğe göre 75000 kelime vardır. Türkçe dehası bile olsanız bu kelimelerin tümü ne bilirsiniz ne de kullanırsınız gün içerisinde. Zaten günlük konuşma dilinde 200 tanesini bile kullansanız rahat bir şekilde kendinizi ifade edersiniz hatta derin bir muhabbete dahi dalabilirsiniz. Ancak bizim ingilizce öğrenen öğrenciler 1000 kelime ezberler ama bunun 20 tanesini akıcı konuşarak kullanamaz, çünkü her zaman gramer engeline takılırlar. 

Yani İngilizce konuşma becerimizin engeli kelime de değildir. Çünkü ezberlediğimiz kelime sayısı günlük hayatta konuşabilme seviyemizin artması anlamına gelmez.

Çözümü var mı peki?

-         İngilizce konuşulurken fazla düşünmeden hareket etmeniz gerekmektedir. Zira siz düşündükçe zaman kaybedersiniz ve kurgulayacağınız cümle her ne kadar basit de olsa sizin için karmaşıklaşır ve imkansız bir hale gelir, yukarda da belirtmiş olduğum gibi.

-         İngilizceyi öğrenirken bahane aramak yerine her zaman çözüm yolu bulmaya çalışın. İngilizce dünyanınn en kolay dilidir unutmayın. Nedeni ise günlük hayatımızda her zaman bulunuyor olması ve aynı zamanda dünya dili olmasıdır.

-         Dinlediğiniz şarkılar, seyrettiğiniz filmler ve dizilerin hemen hemen hepsi İngilizce değil midir? Bunları dinlerken siz farkında olmadan aslında ingilizce dinleme kabiliyetinizi geliştirmektesiniz, çünkü ingilizce yazıldığı gibi okunan bir dil değildir, siz de bir şeyi dinlerken veya seyrederken duyduklarınız size kelimelerin okunuşu hakkında büyük ölçüde yardımcı olur. Zaten ingilizceyi anlıyorum ama konuşamıyorum ibaresi bu yüzdendir. Çünkü “listening” kabiliyetinizi geliştirirsiniz izlediğiniz filmler ve dinlediğiniz şarkılar sayesinde.

-         Bunların yanında, dinleme ve yazma kabiliyetni geliştirmenin daha etkili yolu ise daha önce izlemiş olduğunuz bir filmi (İzleyip tamamen anladığınız bi film)  tekrardan ingilzce altyazı ve sesle izlemektir. Bu şekilde hem duyuyorsunuz hem de duyduklarınızın yazılı yansımasını ekranda görüyorsunuz. Yani duyduğunuz kelime nasıl yazılmış anında karşınızda çıkıveriyor. Tüm bunları yaparken de aynı zamanda eğleniyorsunuz. Film konusunda daha çok güncel filmleri izlemeye çalışın, güncel derken modern olması önemli. Yani modern ingilizce kullanılması önemlidir. çünkü tarihi bir dizi veya filmi izlerken kafanız karışabilir, zira kullanılan ingilizce de gerçekçi olması bakımından eski ingilizce olabilir. Örnek "Spartacus" dizisi.

-         Akıcı ingilizce konuşmanınn kilit noktası grameri az bilmekten geçer. Evet doğru duydunuz, gramere daha az önem verin şayet amacnız ingilizce konuşmaksa. Siz önce ingilizceyi konuşun, grameri sonra kendi başınıza bile öğrenebilirsiniz. 
                
                 “Peki ingilizceyi ben gramer bilmeden konuşabilir miyim? gramer, zamanlar, cümle yapısı vs. almadan nasıl konuşurum peki?”

-         İngilizceyi bir çocuk gibi öğrenmeniz gerekir. Etrafınızdaki obje isimlerini ezberleyin, ya da evinizde her objenin üzerine ingilizcesini yazın, bu size ingilizcede temel kelime bilgisini kazandıracaktır. Bunların yanında kelime kartları oluşturup kelimeleri bir kutuda tutup o şekilde ezberlemeye çalışın. Unutmayın, tüm bu kelimeleri hemen her gün kullanmak zorundasınız yoksa doğal olarak hepsi unutulur, sonuçta ezbere dayalı kelimeler sonsuza kadar akılda kalamaz. Bu sadece İngilizcede değil, Türkçede de böyledir. Bir dili ezberleyemezsiniz, matematik formülü gibi ezberlemeye kalktığınızda size matematik etkisi yapar. Nasıl mı? Matematiği çok iyi bir insan bir çok formül kural ezberlemiştir ancak bunları kağıt üzerinde haledebilir sadece, zira konuşma esnasında birine bir algoritma sorarsanız sonucu kendi gözlerinizle görebilirsiniz. İngilizce’yi de gramer bazlı öğrenmek aynen böyledir, her şey kağıt üzerinde kolaydır...

Sonuç olarak, Türkiye’de sadece ingilizce değil diğer diller de aynı metodla öğretildiği için genelde dil öğrenmenin mümkün olmasını bir yana bırakın dil öğrenimi yapılan ortamlara bile girmez olan bir toplum oluştururmaktadır. Çağdaş toplum insanları aşağı yukarı toplanırsa 10-15 yıl boyunca İngilizce öğrenmektedir ancak ne yazık ki okul bitiminde kursa başlandığı zaman ya başlangıç “Elementary” ya da başlangıç üstü “Pre-intermediate” öğrencisi olarak derslere başlamaktadır. Bu sorunu daha fazla yaşamamak için, siz siz olun, dili doğal bir yöntemle öğrenin ve öğretin.


“Bir dili konuşmak o dilin gramer yapısının çok iyi derecede bilmekle ölçülemez, bir dil için gramer sadece teknik bir konudur, ve öğrenilmese de o dil konuşulur.”